Tüm Yazılar
Eylül DosyasıSeptember 2026 · 15 dk okuma

Haruki Murakami: Dünya Yerinden Oynadığında

Depremler, yalnızlık, müzik ve insanın içinde devam eden artçılar üzerine

Haruki Murakami: Dünya Yerinden Oynadığında
Ve yine de, bütün çocuklar dans eder.

— HARUKI MURAKAMI

Bir felaket sadece binaları değil, insanların içindeki zamanı da değiştirir.

Bir Murakami kitabında dünya nadiren büyük bir gürültüyle değişir.

Bazen bir kadın gider.

Bazen bir telefon çalar.

Bazen bir kedi kaybolur.

Bazen de yer gerçekten sallanır.

Ve sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Haruki Murakami'yi tarif etmek kolay değildir. Japon bir yazardır ama edebiyatı uzun süre Japonya'da "fazla Batılı" bulunmuştur. Tokyo sokaklarında yürürüz ama kulağımızda The Beatles, Miles Davis ya da Schubert vardır. Karakterleri makarna pişirir, viski içer, plak dinler; sonra bir kuyuya iner, başka bir gerçekliğe geçer ya da insan boyunda bir kurbağayla Tokyo'yu kurtarmayı konuşmaya başlar.

Garip olan, bunların hiçbirinin okurken o kadar da garip gelmemesidir.

Belki Murakami'nin sırrı tam burada başlar.

Murakami olmadan önce

1949'da Kyoto'da doğan Murakami'nin anne ve babası Japon edebiyatı öğretmeniydi. Kendisi Waseda Üniversitesi'nde tiyatro eğitimi aldı; fakat gençliğinde Japon klasiklerinden çok Batı edebiyatına, özellikle Amerikan romanına ve jazz'a yöneldi.

Yazar olmadan önce eşi Yoko ile Tokyo'da Peter Cat adında bir jazz bar işletiyordu.

Bu ayrıntıyı bilmeden Murakami okumak mümkün.

Ama öğrendikten sonra kitaplarını aynı şekilde okumak biraz zor.

Çünkü müzik onun eserlerinde fon değildir.

Bir karakterin dinlediği parça bazen o karakter hakkında Murakami'nin bize söylemediği şeyi söyler.

Jazz'ın yapısını da yazısında hissetmek mümkündür: bir tema ortaya çıkar, kaybolur ve başka bir biçimde geri gelir. Tekrar vardır ama aynı tekrar değildir.

Ve sessizlik, söylenen kadar önemlidir.

Murakami aynı zamanda Raymond Carver, F. Scott Fitzgerald ve Truman Capote gibi yazarları Japoncaya çevirdi. Dolayısıyla onun edebiyatı yalnızca Japon ve Batılı etkilerin karşılaşması değildir.

İki edebî dil arasında yıllarca yaşamış bir zihnin ürünüdür.

Murakami'yi Murakami yapan şey ne?

Murakami'nin dünyasına ilk kez giren bir okur bazı şeylerin tekrar tekrar karşısına çıktığını kısa sürede fark eder.

  • —Kediler.
  • —Kuyular.
  • —Kaybolan kadınlar.
  • —Jazz.
  • —Klasik müzik.
  • —Viski.
  • —Tek başına hazırlanan yemekler.
  • —Gece yarısı telefonları.
  • —Rüyalar.
  • —Paralel dünyalar.
  • —Ve yalnız insanlar.

Bunları bir "Murakami formülü" olarak görmek kolay.

Ama belki de böyle yaparsak asıl meseleyi kaçırırız.

Çünkü Murakami'nin temel konusu kedi ya da kuyu değildir.

İnsanlar arasındaki mesafedir.

Bir insan başka bir insanı gerçekten tanıyabilir mi?

Sevdiğimiz kişinin içinde bizim hiçbir zaman ulaşamayacağımız bir oda var mıdır?

Bir sabah yanımızdaki insan kalkıp giderse, onun kim olduğunu aslında hiçbir zaman tam olarak bilmediğimizi fark edebilir miyiz?

Murakami'nin karakterleri bu soruların cevaplarını çoğu zaman bulamazlar.

Sadece yürümeye devam ederler.

Yalnızlık - ama bildiğimiz anlamda değil

Murakami'deki yalnızlığı mutsuzlukla karıştırmamak gerekir.

Karakterlerinin önemli bir kısmı tek başına yaşamayı gayet iyi becerir.

  • —Yemeklerini yaparlar.
  • —Evlerini temizlerler.
  • —Müziklerini dinlerler.
  • —İşe giderler.

Sorun yalnız kalmaları değildir.

Sorun, başka bir insana gerçekten ulaşmanın mümkün olup olmadığını bilmemeleridir.

Bu yüzden Murakami'de en sıradan ilişki bile bir süre sonra metafizik bir soruya dönüşebilir.

Belki dünya çapında milyonlarca insanın kendisini böylesine farklı bir kültürden gelen karakterlerde bulabilmesinin nedenlerinden biri de budur.

Çünkü belki de Tokyo'daki yalnızlık ile Londra'daki yalnızlık arasında düşündüğümüzden daha az mesafe vardır.

Sonra 1995 geldi

17 Ocak 1995'te Büyük Hanshin-Awaji Depremi Kobe ve çevresini vurdu.

Aynı yıl, yalnızca iki ay sonra, Japonya ikinci bir kolektif travmayla karşılaştı: Aum Shinrikyo tarikatının Tokyo metrosunda gerçekleştirdiği sarin gazı saldırısı.

Bir doğal felaket.

Bir insan yapımı felaket.

Murakami o yıllarda Japonya dışında yaşıyordu. Bu iki kırılmanın ardından ülkesine döndü. Tokyo metrosu saldırısının mağdurları ve Aum üyeleriyle yaptığı görüşmeler Underground'a; Kobe'nin edebî yankıları ise başka bir kitaba uzandı:

Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans Eder.

Kitabın altı öyküsü, Kobe depremi ile Tokyo saldırısı arasındaki aylarda geçer.

Ama burada şaşırtıcı bir şey olur.

Depremin olmadığı deprem öyküleri

Murakami bizi enkazın ortasına götürmez.

Kurtarma ekiplerini anlatmaz.

Çöken binaları uzun uzun tasvir etmez.

Bunun yerine depremin uzağındaki insanların hayatlarına bakar.

  • —Bir adam.
  • —Bir kadın.
  • —Bir çocuk.
  • —Bir doktor.
  • —Bir banka memuru.
  • —Bir kurbağa.

Deprem televizyondadır.

Gazetelerdedir.

Konuşmaların kenarındadır.

Ama aynı zamanda herkesin içindedir.

Çünkü Murakami'nin ilgilendiği soru yalnızca depremin ne yaptığı değildir.

Daha zor bir soru sorar:

Deprem bittikten sonra insanda ne kalır?

Kitabın İngilizce adının After the Quake -Depremden Sonra- olması bu açıdan özellikle anlamlı.

Çünkü Murakami'nin asıl coğrafyası belki de Kobe değildir.

Onun asıl coğrafyası "sonra"dır.

Türkiye'den Murakami okumak

Ve tam burada kitap bizim için değişiyor.

Çünkü Türkiye'de Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans Eder'i yalnızca Japonya üzerine bir kitap olarak okumak neredeyse imkânsız.

Kobe'den dört yıl sonra bizim de saatlerimiz durdu.

17 Ağustos 1999

03.02

Marmara Depremi.

Gölcük.

Yalova.

Adapazarı.

İstanbul.

Merkez üssü Gölcük olan deprem yaklaşık 45 saniye sürdü. AFAD'ın aktardığı resmî kayıtlarda 17.480 kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor; daha sonraki TBMM araştırmasında sayı 18.373 olarak güncellendi. 17 Ağustos aynı zamanda Türkiye'nin afet yönetimi anlayışında bir dönüm noktası oldu.

Fakat bu rakamlar bize depremin yalnızca ölçülebilen tarafını anlatıyor.

Bir de ölçülemeyen tarafı var.

Hatırlananlar.

  • —Bir ses.
  • —Bir koku.
  • —Bir telefon konuşması.
  • —Bir televizyon görüntüsü.

O gece nerede olduğumuz.

Kimi aradığımız.

Kime ulaşamadığımız.

Ve yıllar sonra bile bir avizenin hafifçe hareket ettiğini gördüğümüzde bedenimizin bizden önce hatırladığı şey.

Ve 6 Şubat

Yirmi dört yıl sonra Türkiye bir kez daha "önce" ve "sonra" diye ikiye ayrılan bir sabaha uyandı.

6 Şubat 2023'te saat 04.17'de Pazarcık merkezli Mw 7,7; aynı gün 13.24'te Elbistan merkezli Mw 7,6 deprem meydana geldi.

Burada rakamlara uzun uzun girmeyeceğiz.

Çünkü bazı tarihler istatistik olmadan da yeterince ağırdır.

6 Şubat onlardan biri.

Ve belki Murakami'yi Türkiye'den okumanın farkı tam da burada ortaya çıkıyor.

Onun öykülerindeki görünmeyen deprem bize hiç de görünmez gelmiyor.

Çünkü biz de biliyoruz:

Yer sallanmayı bıraktığında deprem bitmiyor.

Fiziksel artçılar zamanla azalabilir.

İnsandaki artçıların takvimi yoktur.

Peki Kurbağa neden Tokyo'yu kurtarıyor?

Ve tam bu ağır yerde Murakami'nin dünyasına dev bir kurbağa giriyor.

"Super-Frog Saves Tokyo" öyküsünde dev bir kurbağa, Katagiri adlı sıradan bir banka çalışanının karşısına çıkar.

Tokyo'nun altında yaşayan Worm adlı yaratık büyük bir deprem yaratmak üzeredir.

Frog onunla savaşacaktır.

Ama Katagiri'nin yardımına ihtiyacı vardır.

İlk bakışta absürt.

Biraz düşününce belki hiç değil.

Katagiri kahraman değildir.

Güçlü değildir.

Ünlü değildir.

Kimsenin özellikle fark etmediği, sıradan ve yalnız bir insandır.

Ve Murakami Tokyo'nun kurtarılmasında tam da böyle bir insana rol verir.

Bunun içinde çok güzel bir düşünce saklı olabilir:

Kahramanlık bazen kimsenin görmediği insanların yaptığı küçük şeylerden oluşur.

Frog gerçek mi?

Belki.

Belki değil.

Aslında bunun çok önemli olduğunu sanmıyorum.

Çünkü bazen insanın yaşayabilmek için gerçeklerden daha fazlasına ihtiyacı vardır.

Murakami neden açıklamıyor?

Belki bazı okurların Murakami'ye kızmasının nedeni budur.

Bir kuyu açılır.

Bir insan kaybolur.

Bir gerçeklik diğerinin içine geçer.

Bir kurbağa konuşur.

Ve siz açıklama beklersiniz.

Murakami açıklamaz.

Çünkü hayat da çoğu zaman açıklamaz.

  • —Neden o insan?
  • —Neden o gün?
  • —Neden o deprem?
  • —Neden o ayrılık?
  • —Neden ben?

Edebiyatın görevi her zaman cevap vermek değildir.

Bazen doğru soruyla bizi yalnız bırakmaktır.

Ve bütün çocuklar dans eder

Belki bu yüzden kitabın Türkçe başlığı bu kadar güzel:

Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans Eder.

İngilizce baskının After the Quake başlığı bizi felakete götürüyor.

Japonca özgün başlığa yaslanan Türkçe başlık ise bizi insana götürüyor.

Depremden sonra ne yapıyoruz?

  • —Yaşamaya devam ediyoruz.
  • —Kahve yapıyoruz.
  • —Çocuklarımızı okula götürüyoruz.
  • —Birine âşık oluyoruz.
  • —Birini kaybediyoruz.
  • —Müzik dinliyoruz.
  • —Kitap okuyoruz.
  • —Bazen hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz.
  • —Bazen hiçbir şey gerçekten eskisi gibi olmuyor.
  • —Ve bazen bütün bunlara rağmen dans ediyoruz.

Belki Murakami'nin bize söylediği en insani şey de budur:

Dünya yerinden oynayabilir.

Ama insanın hikâyesi orada bitmek zorunda değildir.

LKK | Eylül 2026

Haruki Murakami — Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans Eder

Bu ay kitabın son sayfasını kapattığımızda birbirimize tek bir soru soralım:

Dünya sizin için en son ne zaman yerinden oynadı?

Ve sonrasında içinizde ne yer değiştirdi?

LKK | Eylül 2026

Bu makale Londra Kitap Kulübü'nin Eylül 2026 dosyasının bir parçasıdır.

Kobe 1995'ten Marmara 1999'a, oradan Kahramanmaraş 2023'e uzanan kolektif hafıza yolculuğumuz için Eylül Dosyası sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Dergiye Dön