Kobe
Japonya'nın Kobe kenti sabaha karşı şiddetli bir depremle uyandı. Büyük Hanshin-Awaji Depremi 6.434 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Japonya için yalnızca büyük bir doğal afet değil, savaş sonrası dönemin güvenlik ve düzen duygusunu sarsan toplumsal bir kırılmaydı.
Marmara
Dört yıl, yedi ay sonra. Türkiye bu kez Marmara Depremi'yle uyandı. Merkez üssü Gölcük olan 7,4 büyüklüğündeki deprem İstanbul'dan Düzce'ye geniş bir bölgeyi etkiledi. Resmî kayıtlara göre 17.480 kişi hayatını kaybetti, 43.953 kişi yaralandı; yüz binlerce konut ve işyeri çeşitli derecelerde hasar gördü.
İki farklı ülke. İki farklı kültür. Ama aynı soru:
Yer sallanmayı bıraktığında deprem gerçekten biter mi?
Enkazdan sonra yaşamaya devam eden insan
Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans Eder tam da burada bizim için başka bir anlam kazanıyor. Murakami enkazı anlatmıyor. Enkazdan sonra yaşamaya devam eden insanı anlatıyor.
Ve Türkiye'de 1999'u yaşamış ya da onun hikâyeleriyle büyümüş bir okur için bu çok tanıdık bir duygu. Çünkü deprem yalnızca binalarda çatlak bırakmıyor. İnsanların zaman algısında, güven duygusunda, aile hikâyelerinde ve şehirle kurduğu ilişkide de iz bırakıyor.
Bir kuşak için "17 Ağustos" yalnızca takvimdeki bir tarih olmaktan çıktı. Tıpkı Kobe'nin Japon kolektif hafızasında yalnızca coğrafi bir yer olmaktan çıkması gibi.
İki deprem, bir soru
Ama rakamların hemen arkasından insana dönelim. Yoksa dosya belgesel metne dönüşür.
17 Ağustos 1999 gecesi neredeydiniz?
LKK üyelerine toplantıdan önce soralım: 17 Ağustos 1999'u hatırlıyor musunuz? Neredeydiniz? İlk hatırladığınız şey ne? Bir ses mi, bir görüntü mü, bir insan mı, bir telefon konuşması mı? O gece veya sonrasında yaşadığınız bir şey, deprem hakkındaki düşüncenizi kalıcı olarak değiştirdi mi?
1995 → 1999 → 2023
Coğrafyalar değişiyor. Tarihler değişiyor. Kaybettiklerimizin isimleri değişiyor.
Ama Murakami'nin sorusu kalıyor:
Felaketten sonra geride kalanlar nasıl yaşamaya devam eder?
Üç yeni soru
Önceki 10 soruya eklenen LKK Türkiye soruları
Murakami bu öyküleri 1999 Marmara Depremi'nden sonra Türkiye'de yazmış olsaydı sizce nasıl farklı olurdu?
1999 depremi Türkiye'nin kolektif hafızasını nasıl değiştirdi? 1999 öncesi ve sonrası Türkiye'nin "deprem" kelimesine verdiği anlam aynı mı?
Bir felaketi yaşamamış olanların onu hatırlama sorumluluğu var mıdır?
Gecenin en güçlü sorusu
Bu soru bizi Murakami'den çıkarıp hafıza, tanıklık, kuşaklar ve toplumsal sorumluluğa götürür.
